
Yerleşik kavimler ile göçebelerin, çiftçiler ile geçimini hayvancılıktan sağlayanların, şehirliler ile yabanilerin ya da en yaygın şekliyle söylemek gerekirse medeniler ile barbarların arasındaki gerilim tarihî değişim ve dönüşümlerin itici güçlerinden biridir. Bu sebeple barbarlar ile medeniler arasındaki ilişkiler, Yunan şehir devletlerinden Çin imparatorluklarına Roma’dan İslâm dünyasına pek çok tarihçinin üzerine eğildiği bir konudur. İbn Haldûn’un meşhur eseri Mukaddime’de tarihî döngüler hadarîler ile bedeviler arasındaki bu diyalektik gerilim üzerine inşa edilmiştir. Hegel’in tarih felsefine göre tarihin motor gücü de bu diyalektik çatışmadır. Marx ise bu çatışmayı üretim biçimlerine indirger, zira sanayi devrimi sonrasında tezahür eden modern şehirlerde farklı sosyo-ekonomik sınıflar doğmuştur. Tarihî değişimleri ve dönüşümleri ya da süreklilikleri ve kırılmaları anlamak adına bu yaklaşımların her birinin tarihyazımına olumlu katkıları mevcuttur. Ancak 19. yüzyılda kurumsallaşan modern tarihçiliğin dogmatik karakteri, bu yorumların mutlaklaşmasına sebep olmuştur.
Asya’daki en güçlü medeniyet havzalarından birini kuran Çin imparatorluklarının tarihi de benzer bir şekilde ele alınmaktadır. Çinli veya Batılı tarihçiler arasında, Çin yüksek kültürünün Asya bölgesinde en yüksek medeniyet seviyesini temsil ettiği genel geçer bir kabuldür. Nicola di Cosmo Antik Çin ve Düşmanları kitabında bu yargıya itiraz ederek, haklı sebeplere dayanan bu büyük genellemenin farklılıkların ve ayrıntıların gözden kaçırılmasına yol açtığını ileri sürüyor. Bir taraftan hâkim Çin medeniyeti anlatısını sorgularken diğer taraftan kuzeydeki halkların hayatını siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan inceleyerek göçebelere dair yapılan indirgemeci değerlendirmeleri eleştiriyor. Yazara göre kuzeydeki göçebelerle Çin medeniyeti arasındaki ilişkiler her zaman aynı yoğunlukta ve aynı biçimde seyretmedi. Ticaret yaptıkları, diplomatik ilişkiler ve ittifaklar kurdukları zamanlar olduğu gibi kimi zaman da savaştılar. Bazen birbirlerini ölümcül düşmanlar olarak görürken bazen siyasî evlilikler aracılığıyla akraba da oldular. Savaşan Devletler dönemine kuzey sınırlarındaki Ch’in, Chao ve Yen devletlerinin göçebelerle ilişkileri, 14. yüzyılda kurulan Ming Hanedanı’nın kuzey politikalarından elbette farklıdır. Tarihi, barbarlar ile medeniler arasındaki çatışma üzerinden okumanın taraflar arasındaki geçişkenlikleri görmemizi engelleyen bir dikotomiye yol açtığını düşünen yazar, bu kabulün her iki aktörü de tarihsel bağlamdan kopardığını ve dondurduğuna dikkat çekiyor.
Kitabın her bölümü ileri sürdüğü farklı iddialar sebebiyle dikkatle okunmayı hak ediyor. Ancak bunlar arasında Çin Seddi’nin yapılış amacını izah eden bölümün öne çıktığını söyleyebilirim. Genel malumat Çin Seddi’nin kuzeyden akın eden göçebeleri durdurmak amacıyla yapıldığı yönündedir. Ancak Nicola di Cosmo’ya göre duvar savunma amaçlı yapılmamıştı; tam tersine kuzeye doğru genişleyen Çin devletlerinin, işgali kalıcı kılmak için başvurdukları bir yöntemdi. Dünya tarihçileri sur yapımının veya şehirlerin etrafının setlerle çevrilmesinin okçuluğun ve süvari birliklerinin yaygınlaşmasıyla ilişkilendirirler. Yazarın buna itirazı yok, ancak surların tarih sahnesine bu sebeplerle çıkması zamanla başka işlevler kazanmayacağı ya da başka amaçlara hizmet etmeyeceği anlamına gelmez. Dolayısıyla da Çin Seddi, düşman süvarilerinden korunmak imkânı verdiği gibi Çinlilerin kendi süvarilerinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yayıldıkları kuzey otlaklarını işgal amacıyla da yapılmış olabilir. Süvarilerin artmasıyla birlikte çok sayıda ata ihtiyaç duyulduğu gibi, bunları beslemek çözülmesi gereken lojistik sorunların başında geliyordu.
Kitaba göre duvarın Çinli çiftçileri göçebelerden korumak amacıyla yapıldığı iddiası yazılı ve arkeolojik dayanaklardan yoksundur. Buna karşılık kaynaklar, Çin Seddi’nin Ch’in, Chao ve Yen devletlerinin, kuzeydeki göçebe hakların topraklarını ellerinden aldıktan sonra yapıldığını işaret eder. Üstelik bu Çinlilerin yaptığı ilk duvar da değildir. Bundan önce iç bölgelerde benzer surlar yapılmıştır. Antik Çin’e ve onun gölgede bırakılmış göçebe halklara dair ezber bozan bir perspektiften yaklaşan yazar iyi bir iş çıkartmış.

Antik Çin ve Düşmanları
Nicola di Cosmo
Kronik Kitap, 2022, 448 sayfa
