
Habsburg İmparatorluğu hem Kanûnî Sultan Süleyman döneminden itibaren Avrupa’daki en büyük rakibimiz haline gelmesi hem de 17. asırda yapılan uzun savaşlar silsilesiyle Osmanlı tarihindeki önemli aktörlerden biridir. Buna mukabil Osmanlı tarihine üç asır damgasını vuran bu büyük hasmımızı tanımak gayretine giriştiğimiz pek söylenemez. Aksi halde konu üzerine yazılmış onlarca kitap ve makale olması gerekirdi. Bu açıdan Kronik Kitap’ın devletler tarihi serisinden çıkan çalışma, büyük bir boşluğu doldurmaya aday görünüyor. University College London’da Ortaçağ Avrupa tarihi dersleri veren Profesör Martyn Rady imzasını taşıyan kitabın, çevirmen Cem Demirkan’ın nezih ve sağlam Türkçesiyle adeta telif bir esere dönüştüğünü de mutlaka eklemeliyim.
Ortaçağ’da imparator; papanın mevkidaşı, kadim Romalıların halefi ve Avrupa’daki bütün kralların itaat etmesi gereken bir otoriteydi. Buna karşın sorumlulukları da büyüktü. Melekler ile Deccal arasında gerçekleşecek savaşı kazandıktan sonra kıyamete kadar bin yıl adaletle hükmedecekti. Son imparator ise Deccal’e haddini bildirmekle kalmayıp Türkleri mağlup ederek İstanbul’u ve Kudüs’ü onların ellerinden alacaktı. Üstelik 16. asırdan itibaren Protestanlığa karşı Katolik Kilisesi’nin itibarını korumak ve bu sapkınların hakkından gelmek de imparatorların omuzlarına yüklenmişti. Bu, üstesinden gelinmesi imkânsız vazife için imparatorların ordu, para ve sadakatten çok daha fazlasına ihtiyaçları vardı. İşte bu yüzden Habsburg hanedanının tarihi; soyunun menşei; dindarlık, kahramanlık, hayırseverlik, adalete ihtimam, bilgelik vb. temalar etrafında inşa edilen efsanelerle tekrar tekrar kurgulanmıştır. Öyle ya, olağanüstü vazifeler ancak olağanüstü kahramanlar tarafından ifa edilebilirdi. Bundan olsa gerek 12. yüzyıldan önce yağma ve çapulculukla geçinen Habsburgların soyu, hümanistler tarafından Sezar’a kadar götürülmüştür.
1273’ten sonra bazı fetret dönemleri yaşayan Habsburglar, Kutsal Roma İmparatorluğunu 1438’den 1806’ya kadar aralıksız yönetmeyi başardılar. Peki, 14. yüzyıla kadar İsviçre’deki pek çok soylu aileden biri olan Habsburglar, 15. yüzyılda imparatorluk tacını giymeyi nasıl başardılar? Bu yükselişin sebeplerinden biri, ailenin 13. asrın ortalarından sonra şatolarını stratejik bir bölgeye taşımalarıdır. Aare, Limmat ve Reuss nehirlerinin birleştiği yerde bulunan Lenzburg’a taşınan Habsburglar, böylece kuzey İtalya ile Fransa arasındaki yollara ve geçiş noktalarına sahip oldular. Tüccarlardan ayni ve nakdi vergi aldıkları gibi kendileri de ticaret yaptılar. Onlara hem para hem de nüfuz sağlayan başka bir hizmet alanı ise adalet bekçiliğiydi. Başıboşluğun hâkim olduğu bir ortamda hırsızlık, dolandırıcılık veya şiddet gibi suçları yargıya taşıdılar. Müsadere edilen mallar lordun hakkı olduğundan bu kârlı bir işti. Bu yollarla elde ettikleri serveti diğer soyluları kendilerine bağlamak amacıyla kullandılar ve topraklarını genişlettiler. Vasallığı kabul eden soylu ailelere şatolar hediye ettiler ve koruma sağladılar. Böylece 14. asrın başlarında her birine köy, konak ve çiftliklerin bağlı olduğu 30 civarında şatoya sahip olmuşlardı.
Ancak Martyn Rady için Habsburgların yükselişini izah etmede bu faktörlerin hepsi tali etkenlerdir. Ona göre bu başarının arkasındaki itici güç biyolojik açıdan talihli olmalarıydı. Soyları doğurgan ve sağlıklı genlere sahip olduğundan “Habsburglar her koşulda hayatta kalmayı biliyorlardı”. Hanedanlar arası evlilikler yaparak bu şanslarını stratejik ittifaklara dönüştürdüler ve Avrupa’daki pek çok hanedanın varisi oldular. Varisleri kalmadığında Lenzburg, Pfullendorf ve Homburg gibi hanedanların mal varlığına el koydular. Salgınlara ve savaşlara rağmen Habsburglar varis üretmeye devam ettiler ve bu güçlü genleri sayesinde asırlar boyu Avrupa hükmetmeyi başardılar.

Habsburglar: Bir Dünya Gücünün Yükselişi ve Çöküşü
Martyn Rady
Çeviri: Cem Demirkan
Kronik Yayınları, 2021, 480 sayfa, 60 TL
